» Nallıhan  » Manevi Şahsiyetler
Manevi Şahsiyetler



                                                          YUNUS EMRE

 

Yunus Emre 13. asrın sonlarında , 14. asrın başlarında Orta Anadolu’da yaşamış bir Türkmen dervişi idi.Zamanla şeyhlik derecesine yükselip zaviyeler kurmuştur.

 

Yunus Emre’nin ve şiirlerinin Anadolu’nun İslamlaşmasında , ayrı düşünce ve inanıştaki insanların   bir arada yaşamasında büyük rolü olmuştur.

 

Yunus Emre ile ilgili anlatılan bir çok menkıbe vardır.

 

Yunus Emre bir kaç kez Mevlana ile buluşmuş ve birbirlerine derin bir sevgi ve saygı duymuşlardır.

 

Mevlana’nın vefatını haber alan Yunus Emre buna çok üzülmüş , ağlamış, onun türbesinin yapımında ırgat olarak çalışmaya başlamış.Taş, tuğla taşıyormuş. Bir seher vakti baş mimar inşaatı kontrole geldiğinde bir işçinin tuğlayı “ Allah ,Hak ! ..” diyerek fırlattığını, tuğlanın havada bir kaç kere döndükten sonra kubbede yerini aldığını görmüş.”Kimdir bu ?” diye yaklaşınca Yunus’u tanımış.

 

Yunus, kerameti  ortaya çıktığı için Konya’dan ayrılmış.Kendine bir şeyh aramak için yollara düşmüş. Yol üzerinde rastladığı bir tekkeye kapılanmak istemiş. Perişan kıyafeti yüzünden tekkenin müritleri Yunus’la alay etmişler. Bu tavırlara alınan , gönlü incinen Yunus şu şiiri söylemiş.

 

Dervişlik dedikleri

Hırka ile taç değil

Gönlün derviş eyleyen

Hırkaya muhtaç değil

 

Hırkanın ne suçu var

Sen yoluna varmazsan

Vargıl yolunca yürü

Er yolu kalmaç değil

 

Girsin şeyhin yoluna

Yalın ayak baş açık

Er var dirlik dirilmiş

Yalınayak aç değil

 

Durmuş marifet söyler

Erene Yunus Emre

Yoldaş eriyle yoldadır

Yolsuza yoldaş değil

 

 

diyerek  dış görünüşe önem veren müritlerin yanından ve o tekkeden ayrılır.

 

Yunus Emre’nin destansı hayatını, yine bir destan tamamlar.Bir inanışa göre Yunus Emre ‘nin üç bin manzumesi vardır. Bunlar bir deftere yazılmıştır. Yunus ölünce bu defter, Molla Kasım denilen bir kişinin eline geçmiştir.

 

Molla Kasım, bir dere kenarına oturup Yunus’un şiirlerini okumaya başlamış. Şiirler içinde medrese inancına uygun olmayanları yırtıp yakmış.Bin tanesini yaktıktan sonra usanan Molla Kasım, diğer bin şiiri okuyup , beğenmeyip sayfa sayfa koparıp kenarında oturduğu dereye atmış.

 

İkibin birinci şiire gözü takılmış. Cennet- Cehennem hakkında medrese inanışları, cahil hocalar ve sahte dervişleri anlatan bir şiirle karşılaşmış.

 

Ben dervişim diyene bin ün edesim gelür

Seğirdüben sesine varup yetesim gelür

Sırat kıldan incedür kılıçdan keskincedür

Varub anun üstüne evler yapasım gelür

 

Altında gayya vardur içi nar ile pürdür

Varuban ol gölgede biraz yatasım gelür

Od’a gölge dedüğme ta’netmenüz hocalar

Hatırunuz hoş olsun yanub tütesim gelür

 

Ben günahumca yanam rahmet suyuyla yunam

İki kanad takınam biraz uçasım gelür

Andan Cennet’e varam Cennet’de Hakk’ı görem

Huri ile Gılman’ı bir bir kaçasım gelür

 

Derviş Yunus bu sözi  eğri büğrü söyleme

Seni sigaya çeker bir Molla Kasım gelür.

 

ün etmek:Seslenmek

seğürdüben: Koşarak

gayya:Cehennem çukuru

nar:Ateş

od:Ateş

tanetmek:Ayıplamak

siga:Imtihan

 

Molla Kasım, bu şiiri okuyunca “Ben ne yaptım ?” diye dövünmeye başlamış.Derler ki;  yakılan  bin şiiri gökte melekler ,denize atılan bin şiiri balıklar , Molla Kasım’ın elinde kalan bin şiiri ise, insanlar okumaktaymış.

 

Yunus, Porsuk’la Sakarya kavşağında , Sarıköy ‘de doğmuştur. Çocukken mektebe verilmiş , ama alfabeyi sökememiş, okumaya dili dönmemiş , en sonunda hocasına :

 

Elif okuduk ötürü 

Pazar eyledik götürü

Yaradılmışı hoş gördük

Yaradandan ötürü

 

deyip mektepten ayrılmış.

 

Yunus şeyhinin buyruğuyla irşad seyahatine çıkar ve yıllarca gurbette  gezer. Irşad gezisi sırasında şeyhi Taptuk ‘u çok özler. Bu hasretle şu  şiiri söyler:

 

Şol benim şeyhimi görmeye kim gelir

Zevk ile sefalar sürmeye kim gelir !

Şeyhimin illeri, uzaktır yolları

Açılmış gülleri dermeğe kim gelir !

 

Şeyhimin özünü , severim yüzünü

Mübarek yüzünü görmeye kim gelir !

Şeyhimin ilinde asası elinde

Şeyhimin yolunda ölmeğe kim gelir !

 

Ahd ile vefalar , zevk ile sefalar

Bu yolda cefalar çekmeğe kim gelir !

Ah ile gözyaşı, Yunus’un haldaşı

Zehr’le pişen aşı yemeğe kim gelir !

 

 

YUNUS  EMRE’NİN ÇEVRESİNDEKİ ŞAHISLAR İLE İLGİLİ  BİR  RİVAYET

           

Nallıhan’da yaşayan Tekkeli Hamza Sultan’ın oğlu Hulbiye Sultan Yunus Emre’nin şeyhi Emrem Sultan’ın kızı Bacım Sultan’ı ister. Gelin, köyden yola çıkar, Erenler civarına gelir. Öğle namazını kılmak için atlardan inilir. Gelin, atın üzerindedir. Namazdan sonra bakarlar, gelin atın üzerinde yok. Gelini ararlar ama bulamazlar. Emrem Sultan’a  bulamadıklarını haber verirler. Emrem Sultan, “Gelin yerini buldu, orada arayın” der.

 

Gelini, bir tepede ardıç ağacına yaslanmış olarak bulurlar. Gelmesi istendiğinde “ Ben buraya kadar geldim , geri yolu da oğlunuz gelsin “ cevabını alırlar. Hulbiye Sultan yanına gelir,evlenirler. Orada bir köy kurarlar. Bacım Sultan ,evini gelene geçene açar. Yedirir, içirir, doyurur. Bu yüzden o köyün adı ,Tekke Köyü olur.Bu hadise ,bir ilahide şöyle anlatılır.

 

Erenlere selam verdik

Öğlenin dal vaktinde namaza durduk

Selam verdik gelin kayboldu

Birden atları sürdüler

 

Tekke taşında gördüler

Buyurun gidelim dediler

Akşam oldu görüştüler

İki hasret kavuştular

 

Zikr-i tevhit söyleştiler

Kıbleye karşı durursun

Sol yanına buyurursun

Nikabın yüzünden alır mısın ?

 

Benim adım Bacım Sultan

Senin adın Hulbiye Sultan

Yunus eşiğimizde yatan

Ben Allah’ın aşıkıyım

 

Zikr-i tevhit maşukuyum

Peygamberler dervişiyim           

TAPTUK EMRE

 

Yunus Emrenin Taptuk Emre Kapısına Gelişi ve Müridi Oluşu

 

Yunus isminde çiftçilikle geçinen çok fakir bir adam vardı. Bir sene kıtlık oldu. Daha da fakirleşen Yunus, bir çok kerametlerini duyduğu Hacı Bektaş-ı Veli’den yardım almak fikrine düştü. Sığırının üstüne bir miktar alıç (yabani elma) koyup dergaha geldi. Pirin ayağına yüz sürerek hediyesini verdi ve bir miktar buğday istedi. Hacı Bektaş-ı Veli ona lutf ile muamele ederek, bir kaç gün dergahta misafir etti. Yunus geri dönmek için acele ediyordu. Dervişler Pir’e Yunus’un acelesini anlattılar. O da “Buğday mı ister, yoksa erenler himmeti mi? diye haber gönderdi. Gafil Yunus buğday istedi. Bunu duyan Pir “isterse o alıcın her tanesine nefes edeyim dedi Yunus buğdayda ısrar ediyordu. Hacı Bektaşi üçüncü kez haber gönderip “isterse her çekirdek sayısınca himmet edeyim dedi. Yunus tekrar buğday isteyince hatanın büyüklüğünü anlayıp pişman oldu. Derhal geri dönerek kusurunu itiraf etti. Hacı Bektaş onun kilidini Taptuk Emre’ye verdiğini bu yüzden isterse ona gitmesini söyledi.1 Fırsat kuşunu kaçıran Yunus o himmete kavuşmak için tam kırk yıl Taptuk Emre dergahında hizmet etti. İşte Yunus’u asırlardır gönül Sultanı yapan bu himmettir.

 

 

Eli böğründe dönen Yunus yüzgeri gider Taptukun kapısına. Taptuk’a adeta kul olur. Yıllar yılı şeyhine odun taşır. Yıllar yılı ondan feyz alır. 0lgunlaşır ye pişer. Yunus’un Şeyhine taşıdığı odunların içinde hiç eğrisi bulunmaması Taptuk’un gözünden kaçmaz. Sonra Yunus’a odunluktaki odunları gösterir: 

A Yunus, der. Bakıyorum, dağdan kestiğin odunların hepsi kuru, hepsi düz. Meraklandım. Acaba Ormanda hiç eğri odun yok mu? 

Yunus Gülümser. tatlı tatlı, içten içe bir gülüş. Vereceği cevabı ne düşünmüş ne de hazırlamıştı. Öylece, dudaklarına geldiği gibi söyleyiverdi. 

Ormanda eğri odun var, olmasına var amma, Senin derga­hından içeri odunun bile eğrisi giremez,efendim. 

 Yunus’un Sarıköy de yatmakta olduğu pek çok yazar, Tarihçi ve araştırmacı tarafından kabul edilmektedir. Biz burada şunu ilave etmek istiyoruz. 0, şurada veya burada nasıl kabul edilse edilsin, Onun gerçek gömülü olduğu yer Türk Milletinin ye bütün Müslümanların cefakar ve vefakar göğsüdür. Bu Yunusu anlayabilmek ve anlatabilmek için yeter bir kanıttır.

  

 

Taptuk´un Tapusunda

Kul olduk kapusunda,

Yunus miskin çiğ idi

Pişdük elhamdülillah.

 

Taptuk eydür bu Yunus’a

Bu aşk Hakka irer se,

Kamulardan ol yücedir.

Ben ana nice ireyim.

 

Baktuğum yüzde gördüm,

Taptuk’umun nurunu,

Maksudum bugün bildim,

Niderem ben yarını.

 

Aşk Sultanı Taptuk dürur,

Yunus gedadır Kapuda,

Gedalar lütfeylemek

Kalde dürur Sultana.

 

Şeyh ü Danişmend ü Veli,

Cumlesi birdir er yolu,

Yunus dur dervişler kulu,

Taptuk gibi serveri var.

 

Sorun Taptuklu Yunus´a,

Bu dünyadan ne anladi.

Bu dünyanin kararı yok

Sen neyimiş, ben neyimiş

 

Yine esirdi Yunus

Taptuk Yunusu gözler.

Meğer anin gönlünden,

Bir cür’a şerbet içti.

 

Yunus sen Taptukuna kıl dualar,

Dime kim nu kılam bu aşk elinden.

Taptuk diyem cümie dile,

Ananmışam değme kula,

 

Yunus dahi hod kim ola "

Bu sözleri diyen benem.

 

 Bu ve buna benzer pek çok dizede, Yunusun gönülden bağlı olduğu ve aşk ile söz ettiği şeyhi Taptuk Emredir. Bu gün Nallıhan ilcesine bağlı Emrem Sultan köyünün bulunduğu yere yerleşmiş Ulu bir kişidir. Doğum tarihi tam olarak bilinmemekle beraber, kendisinin Selçuklu Devletinin son zamanları İle Osmanlıların ilk dönemlerinde (Muhtemelen Osman Gazi veya Orhan Gazi) yaşamış olduğu, bunun da tarih itibariyle Miladi 1200 yılından sonralara rastladığı sanılmaktadır. 

Taptuk Emre´nin Selçuklular devrinde Türkistan taraflarından gelerek bugünkü Nallıhan İlçesinin güneyinde ve İlçe Merkezi­ne 15Km. mesafede bulunan Sakarya Nehrine çok yakın Emrem-sultan Köyüne yerleştiği bir gerçektir. Birçok Vakfiyeleri olduğu ye hala Evkafta kayıtları ve “BACIM SULTAN EVKAFINDAN" diye senetler ve beratlar bulunduğu ve bu husus elli yıl önceki yaşlılar tarafından daima teyit edilmiştir. 

 

 

BACIM SULTAN

 

Taptuk Emre´nin bir kızı olduğundan bahsetmiştik. Adı BACIM SULTAN.

 

O zamanlar Nallıhan’ın Tekke Köyünde Hamza Sultan adında bir zat yaşamaktadır. Bir oğlu vardır. Adı da HULB1YE Sultandır. Emrem Sultan ye Tekke Köyleri birbirlerine komşudur. Hul­biye Sultan Bacım Sultan’ı görmüştür ye onu sevmiştir. Ona tutkundur. Onunla evlenmek ister. Nasip bu ya Taptuk Emre Kızını Hulbiye Sultana verir. Düğün başlar. Halk günlerce eğlenir. Yer içer, İlahiler okunur, gelin almacılar Emrem Sultan köyüne gider, gelini alır ve Tekke köyünün Erenler mevkiine getirirler. Öğle vaktidir. Gelin alıcılar namaz kılmak için hayvanla­rından inerler. Bu arada gelin at üzerinde durmaktadır. Gelin alıcılar namazlarını eda ettikten sonra gelini bıraktıkları Erenler Mevkiine gelirler. Fakat gelini bıraktıkları yerde bulamazlar. çok ararlar nihayet Hamza Sultana giderek ona sorarlar.

 

-Gelin eve geldi mi? gelmediğini öğrenince Emrem Sultana haber salarlar,

 

-Gelin döndü mu? Emrem Sultan,

 

-Gelin yerini buldu. Orada arayın der.

 

Onlarda geri dönerler, gelini şimdi yatmakta olduğu tepede bir ardıç ağacına dayanmış, oturur bulurlar. kayınpederinin evine gitmesi için teklif yaparlar. 0 da

 

-Ben buraya kadar geldim. 0ğlunuz da buraya gelsin der.

 

Nihayet Hulbiye Sultan oraya gider, gelini alır evine getirir ve orada evlenirler.

 

Bacım Sultan köyde odalar açarak gelen gidenlerin karınlarını doyurur, misafirlerine daima izaz ikramda bulunur. Bu sebeple köye Tekke adı verilmiştir. Bu olay bir İlahide de anlatılmaktadır. 

 

Bütün bunlardan anladığımıza göre, Taptuk Emre´nin kızı Bacım Sultan da Tekke Köyünde yatmaktadır. şimdi kimlerin ellerinde olduğunu bilemediğimiz beratta Bacım Sultan dan ye onun Vakfiyelerinden bahsedildiği gibi Bacım Sultanın Tekke köyü civarındaki vakfiyelerine ait Tapu kayıtlarının da olduğu bilinmektedir. Bektaşi Vilayetnamesindeki rivayetlerin birinde Yunusun Taptuk Emre´nin kızını sevdiği ve hatta bundan dolayı o kadar yıl hizmet eylediğini dervişlerin ileri sürdükleri yazılıdır. Bundan başka 1318 hicri yılına ait (Ankara Vilayeti Salname-i Resmisi)nin 146 ncı sayfasında da “Ankara ViIayeti Nallıhan kazasının üç saat mesafesinde Emrem sultan kariyesinde Kibar Evliyaullahtan Emrem Sultan Hazretleri ve Tekke kariyesinde de Veliyyu Müşarünileyhin kerimeleri Bacım Sultan hazretleri Defin hak-ı itirnap, olup, illeti cununa müptela olanlar, müşarünileyhanın kabrini ziyaretle şifa yap olduklarını mücerre­banttandır.) denilmektedir.

 

Bugünkü kalıntılarına bakılırsa Taptuk Emrenin Tekkesi kücük bir köy tekkesidir. Türbesi bir zaviye niteliğindedir. Taptuk’un mezarı da oradadır. Türbenin bir odasında Taptuk ailesinden gelen kimselerin lahitleri vardır. Türbe kiremitle örtülü, bir oda, bir zikir ve sema yerinden ibarettir. Türbe muhakkak ki zamanla epeyce değişikliğe uğramıştır. 

 

Bu büyük Alim, Mutasavvıf ve Ulu kişi Emrem Sultan Köyü ve geniş bir çevre halkına yüzyıllarca manevi bin haz ve ilahi Şevk vermiştir ve vermeye devam etmektedir. Cümlesinin ruhları şad olsun.

 

 Köylerin duruş vaziyetine göre Emrem Sultan köyü ortada, Yunus’un kabrinin bulunduğu Yunus Emre (Sarıköy sağ yönde, Bacım Sultan’ın ve ailesinin kabirleride Tekke köyünde sol yönde bulunmaktadır.

 

Erenlere selam verdik,

Öğlenin dal vaktinde namaza durduk

Selam verdik, gelin kayboldu,

Birden atları sürdüler

Tekke taşında gördüler.

Buyurun gidelim dediler.

Akşam oldu görütüler,

İki hasret kavuştular,

Zik-ri tevhit söyleştiler.

Kıbleye karşı durursun,

Sol yanına buyurursun

Nikabın yüzünden alırmısın?

Benim adım Bacım Sultan,

Senin adın Hulbiye Sultan,

Yunus eşiğimizde yatan.

Ben Allah;n aşikıyım.

Zik-ri tevhit maşukuyurn,

Peygamberler Dervişiyim

İlahi Erenlere selam verdik,

 

Kaynak : A.Nusret MUTLU´nun NALLIHAN isimli eseri

ÖMER ŞEYH

 

Taptuk´un öğrencisidir. Ömerşeyhler köyündedir. Ömer Şeyh Hazretlerinin de bir köyümüze ad olduğu, yıllar yılı adının değiştirilmediği göz önünde bulundurulduğunda büyüklüğü ortaya çıkar.

CAFERİ SADIK

 

Emremsultan Köyünün batısındaki Nallıkozlu Köyünde yatmakta iken su altında kalacağı için Kabrinin yine aynı mevkide Nallıkozlu Yaylasına nakledilen ve orada kendisine bir türbe yapılan ŞEYH CAFER adlı Evliyanın Taptuk Emrenin müritlerinden olduğu da bir gerçektir. Emrem Sultan, Ömerşıhlar ve Nallıkozlu Köylerinde hala devam etmekte alan bir geleneğe göre bu köylerde bütün düğün merasimleri davul ye zurnasız yapılmaktadır. Bu gelenek de gösteriyor ki halkımızın bu büyük şahsiyetlere verdiği manevi değer, sevgi ve saygı hala devam etmektedir. Taptuk Emrenin talebesi olan Şeyh Cafer’in sağlığında çok sert mizaca sahip olduğu söylenmektedir. Bu büyük zatın Türbesinin bulunduğu yere Köylülerin bütün ısrarına rağmen çadır kuran ve orada ateş yakan Göçebeler, ertesi sabah kendilerini Sakarya Irmağının Mihalıççık yakasına atılmış olarak buldukları rivayeti mevcuttur. Ayrıca Türbe çevresinde bulunan ağaçlıktan hiç kimse günümüzde dahi Erene olan saygı, korku ve sevgileri neticesi küçük bir odun parçasını dahi evlerine götürememektedir. Bu inanış bize gösteriyor ki bu büyük zat sağlığında ağacı ve yeşili çok sevip onlara büyük önem verirmiş.

 

                                                   HASAN ZİYAUDDİN EFENDİ

Büyük İslam ve Tasavvuf önderi Ahmet Ziyauddin Gümüşhanevi Hz.´nin iç anadolu kolu olan  Hasan Ziyauddin Efendi, Çelebi Yusufzadelerden Mehmet efendinin oğlu olup, 11.04.1860’ta Nallıhan da dünyaya gelmiştir. 1886´da seyru sülükunu İstanbul da tamamlayarak hilafet icazeti almış ve  1889 ‘da memleketi Nallıhan´a giderek Hacı Mehmed Ağa Medresesi Müderrisliği´ne tayin olmuştur.Burada yüzlerce talebe yetiştirmiştir.Nallıhan müftüsü iken 23.10.1911 tarihinde vefat etmiştir.