» Nallıhan  » Osmanlı Vezirleri
Osmanlı Vezirleri



                                                                            

 NASUH PAŞA

1599 yılında Osmanlı-İran Antlaşmasını yaparak Bağdat´tan eski ipek yolunu takiben İstanbul´a dönerken Nallıhan İlçe merkezinin bulunduğu yerde konaklar. Bir vadi içindeki bağlık, bahçelik ve ormanlık bu alan çok hoşuna gider. Buraya kırk odalı bir han, bir hamam ve bir camii yaptırır. O günden itibaren ilçe merkezi burada gelişerek büyür. Osmanlı İmparatorluğunun önemli vezirlerindendir.

1611’de Kuyucu Murat Paşanın ölmesi üzerine  sadrazamlığa getirildi.1599 da İran’la barış antlaşması imzaladı.Padişahın (Ahmet 1)kızı Ayşe Sultanı nikahlayarak saraya damat oldu.Padişaha yapılan bir ihbar sonucu öldürüldü.

ÇANDARLI ALİ PAŞA

Surlarla çevrili olan İznik ilçesinin doğusunda, surların dışında uzun yıllar Müslüman mezarlığı olarak kullanılan kısımda Abdülvahap Sancaktarı´nin mezarına giden yolun üzerinde, mezarlık içindedir. Türbe iki farklı zamanda inşa edilen, değişik ölçülere sahip iki ayrı mekandan oluşmaktadır. İlk inşa edilen batıdaki 6,75 m. iç kenar uzunluğuna sahip kare planlı olandır. Köşelerdeki iki dilimli üçgenlerle oluşturulan oniki dilimli kaideye oturtulmuş kubbeyle örtülüdür. Kubbenin orta kısmı açık bırakılmış olup, gün ışığının ve yağmur damlalarının mezarlara düşmesi sağlanmıştır. Bu odada dört pencere ve bir müşterek kapı bulunmaktadır. Duvarlar tek sıra moloz taş, bazen tek, bazen üç sıra tuğla ile örülmüştür. Bu türbe kasnağı duvarla aynı yüzdedir. Köşelerdeki meyilli kısımlar kiremitle örtülüdür. Bu kısma kapı boşluğundan girilince güneyde Ali Paşa´nın, kuzeyde Hayreddin Paşa´nın mezarları görülür. Bunlar dikdörtgen prizma şeklinde ve mermerden büyük bir kaide üzerinde baş ve ayak uçlarından dikine mezar taşlarıyla sandukadan oluşmaktadır. Halil Hayreddin Paşa´nın mezarının ayak ucundaki taşının iç yüzündeki kitabede; "Hayreddin Paşa yediyüz seksendokuz (H.789 - M.1387) yılında Serez şehrinde yokluk evinden beka evine göç etti." Dış yüzündeki kitabede; "Ayın çarşamba günü Mehmed, Hazreti Mevlâ´ya kavuştu, ilk bahara müsadif rebülevvel ayında yer, gök ehli O´nun için kan ağladı. O´nun ruhu cennete gitti." yazılıdır. Mezarın baş taşının iç ve dış yüzeyleri ile sandukanın yüzeylerinde dualar yazılıdır. Ali Paşa´nm mezarına ait ayakucundaki taşın dış yüzünde; "Vezirlerin efendisi ve halkın eşrafının sığınağı Hayreddin Paşa oğlu Ali Paşa, Allah her ikisinin de mekanını cennet etsin, hicri sekiz yüz dokuz (H.809 - M.1406) senesinin recep ayının yedinci günü cumartesi, yokluk evinden sonsuzluk evine göçtü" yazılıdır. Aynı bölümdeki üçüncü mezarın Halil Hayreddin Paşa´nın (H.832 - M.1430)´da ölen oğlu İbrahim Hayreddin Paşa´ya ait olduğu bilinmektedir. Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa, Osmanlı İmparatorluğu´nda önemli yeri olan Çandarlı sülalesinin en büyüğüdür. Babasının adı Ali´dir. Nallıhan´ın Cendere Köyündendir. Osmanlı Beyliği´nin kuruluşunda önemli roller üstlenen ahî teşkilatındandır. Osman Gazi´nin kayınpederi Şeyh Edebâli´nin akrabasıdır. Vezirlik unvanını alana kadarki adı Kara Halil, vezirlikten sonra Hayreddin Paşa olmuştur. Kara Halil, Osman Gazi tarafından Bilecik kadılığına getirilmiş, İznik fethedildikten sonra buranın kadılığını, sonra da Bursa kadılığını üstlenmiştir. Bu görevi l. Murad tahta çıkana kadar devam etti. Osmanlı İmparatorluğu´nun ilk düzenli askeri birliğini kurdurdu. Daha sonra Yeniçeri Ocağı´nın kurulmasını sağladı. Kazaskerliğin oluşturulması üzerine 1362 yılında Kazasker tayin edildi. Askeri seferlere katıldı. Kara Halil Efendi, Hayreddin Paşa lakabıyla 1364 yılında vezirliğe yükseldi. Batı Trakya ve Makedonya´nın Osmanlı topraklarına katılmasını sağladı. Kavala, Drama, Serez ve Selanik´in zaptedilmesi onun zamanındadır.Görülüyor ki Hayreddin Paşa hem vezirliği hem de ordu komutanlığını birlikte yürütmüştür. Osmanlı maliye ve hazinesinin kurucusudur. 1386 yılında Ohri ile Kuzey Arnavutluğu Osmanlı topraklarına katmıştır. Hayreddin Paşa, yüksek öğrenim görmediği halde aklı ve tedbirli davranışlarıyla ülkenin gelişmesine büyük katkıları olmuş, l. Murad´ln başarısında en önemli rolü oynamıştır. (H.789 - M.1389)´da Serez´de vefat eden Paşa´nın cenazesi, İznik´e getirilerek bugünkü türbesine defnedilmiştir. Çandarlı Ali Paşa, Halil Hayreddin Paşa´nın büyük oğludur. 1381 yılında Kazasker olarak görev yapan Ali Paşa, Sultan l. Murad´ın Karamanoğlu Seferine vezir olarak katılmış ve burayı tekrar Osmanlı topraklarına dahil etmiştir. Genç Vezir-i azam Çandarlı Zade Ali Paşa 1388 yılında Balkanlar´da Osmanlı aleyhine başlayan gelişmeler üzerine büyük bir ordu ile Bulgaristan´ı aldı. 1389´da l. Kosova Savaşı´na ordu merkezinde, Padişahın yanında katıldı. Savaş kazanıldı. Fakat l. Murad´ın haince şehid edilmesi üzerine tahta Yıldırım Bayezıd geçti. Ali Paşa´nın komutasındaki bir ordu ile İstanbul´u karadan kuşattı. 1393 yılında Niğbolu Savaşı´na katıldı. Zafer kazanıldıktan sonra İstanbul kuşatması güçlendirildi. Doğuda beliren Timur tehditi nedeniyle gözler buraya çevrildi. Ali Paşa padişahı itidale davet etti. Timur´a karşı daha çok savunmada kalınmasını, Timur ordusunun Anadolu içlerine çekilerek oyalanmasını, iyice yıpratıldıktan sonra son darbenin vurulmasını tavsiye etti. Yıldırım´ın kendisine fazla güvenmesinden dolayı, bunu kabul ettiremedi. Ali Paşa, Ankara Savaşı´nda ordunun merkezinde yer aldı. Osmanlı ordusundaki kuvvetlerin beklenmedik şekilde bir kısmının Timur´un yanında yer alması üzerine, savaşın kaybedildiğini sezen Ali Paşa, Şehzade Süleyman ile Bursa´ya oradan da Edirne´ye çekildi. Burada Emir Süleyman Çelebi hükümdarlığını ilan etti. Ali Paşa´da Vezir-i azamlığa getirildi. Başarısız Bursa seferi ardından hile ile Ankara Kalesi alındı.

 

 

Çandarlı Zade Ali Paşa 1406´da Ankara´da vefat etti. Çok değerli bir devlet adamı olan Ali Paşa aynı zamanda birçok savaşa katılmış kıymetli bir komutandı. Ali Paşa çok cömertti. Vezirliğinde iç oğlan teşkilatını kurdu. Ankara Savaşı´nda ilk kez paralı asker uygulamasını başlattı. O üç padişaha, toplam 18 yıl vezir-i azamlık yapan alim, teşkilatçı, kudretli bir devlet adamı, diplomat ve savaşta hileyi mubah sayan bir kişiydi. Naaşı İznik´e getirilip, babasının türbesine gömüldü. Bu türbeye daha sonra ilave edildiği anlaşılan ikinci bölüm içten 7,40 x 7,60 m. boyutlu olup, birbiriyle bir kapı ve pencereyle irtibatlıdır. Bu büyük bölümü bağlayan kapı, birinci türbe mekanının orijinal giriş kapısıydı. Büyük bölümün kubbesi üçgenli bir kuşağın taşıdığı kasnağa oturmaktadır. Üç pencereyle bir müşterek pencere, kapı ile türbeye girişi sağlayan kapıdan oluşmaktadır. Duvarları tek sıra moloz taş ve tuğla ile örülmüştür. Kubbe kasnağı oniki köşelidir. İki sıra kirpi saçaklıdır. Ana giriş dıştan kemerli çökertmeli sahadadır. Kapı ve pencere üstten yalancı kemerle sınırlanmış, üzengi ayakları boştadır. Girişin önünde sonradan dikilmiş iki sütun yer almaktadır. Dıştan bakıldığında iki ayrı mekanın farklı yükseklikleri belirgindir. Küçük mekanın boyutu diğerinin kubbe başlangıcına ulaşmaktadır. Batı mekanında kitabesi bulunmayan iki büyük boyutlu erkek, sekiz kadın ve altı tane de çocuk mezarı basit olarak yapılmıştır. Bazı kaynaklarda bu mezarların Halil Hayreddin Paşa sülalesinden gelip 1439´ da ölen Fatma Hatun, 1493 yılında vefat eden Davut Çelebi, 1561´de ölen Sili Han, 1785´te ölen Osman Bey, 1789´da vefat eden Ali Bey ile 1835´ te ölen Azime Hatun´a ait olduğu kayıtlıdır.